10 Ekim 2009 Cumartesi

Küllerinden Doğanlar

WNBA'de Phoenix Mercury dün kazandığı Indiana Fever maçı ile şampiyonluğunu 3 sene içinde 2.kez ilan etti. Fakat final serisi, düşük reytinglerin altında ezilen bayan basketbolu için içaçıcı bir kapışmaya sahne oldu.

3. maçın sonunda Phoenix seride 2-1 geride ve 4.maç Indiana'da oynanacakken serinin şekli biranda tersine döndü. Indiana'da Tamika Catchings ve arkadaşları Detroit Shock'u en sonunda devirerek tarihlerinde ilk kez final oynuyor ve az kaldı şampiyon da oluyorlardı ama Phoenix'in üç silahşörleri Taurasi, Pondexter ve Taylor son 2 maçı tecrübeleriyle aldı götürdü. Pondexter hariç Phoenix'in tüm tehlikeli oyuncularını serinin ilk 3 maçında durdurabilen Indiana sonunu getiremedi.

3-2 ile Phoenix (Anka Kuşu) mitolojideki efsanesine uygun olarak küllerinden doğdu ve de şampiyonluk sevincini bir yıl aradan sonra tekrar yaşadı ama finallerin sonunda sezonun MVPsi Diana Taurasi'nin finallerin de MVPsi seçilmesi biraz olsun tartışılabilir çünkü seri boyunca ayakta olan ve ortalamaları Taurasi'den daha iyi olan bir Pondexter bu ödüle daha yakın gibiydi.

6 Ekim 2009 Salı

Dünya Rekorunun Ayak Sesleri

Bayanlar yüksek atlama, atletizmin saha sporlarında rekorunu uzun süredir beklediğimiz bir dal... Rekor belki de gelmiş geçmiş en iyi yüksek atlamacı Bulgar Kostadinova'ya ait ve yaklaşık 22 yıldır kırılamıyor. Bu dalda rekoru kıracak en olası figürlerden biri adım adım yükselen (ki burada "yükselmek" yaptığı spor ile de örtüşüyor) Blanka Vlasic.
Daha genç yaşlarda üstüste gelen gençler şampiyonlukları ile geleceğin yıldızları arasında gösteriliyordu 2000lerin başlarında Vlasic. 2006 sezonunda geçirdiği rahatsızlık ile yaklaşık bir sene kaçırdı ama geri döndüğünden beri o kadar hızlı bir yükseliş gösterdi ki şuan dalının kraliçesi konumunda. Bu 3 senelik yükseliş döneminde iki sene üstüste Golden League'lerde jackpotu bir yarışla kaçırması veya Pekin'deki olimpiyatlarda 34 maçlık yenilmezlik serisini bitirip gümüş madalyayla yetinmesi gibi inişleri oldu ama şuan geride bıraktığımız sezon itibariyle dünya şampiyonluğunu ve gelmiş geçmiş en iyi ikinci derecenin sahibi olma unvanını elinde bulunduruyor.

Ağustos ayında kendi ülkesinde atladığı 2.08 m ile Kostadinova'nın 2.09'una çok yaklaştı ve 2.10 denemelerini birinciliği garantilediği her yarışın ardından deniyor. Yeni sezonda bayanlar atletizmin saha sporlarında Isınbayeva dışında birinden rekor göreceksek o büyük ihtimalle Blanka Vlasic olacak. Her atlayışının ardından eğlenceli ve seksi dansları ile sporun içindeki gösteri kısmına da katkıda bulunan Vlasic acaba dünya rekorunu kırınca nasıl bir şov sergileyecek merakla bekliyorum

4 Ekim 2009 Pazar

Duble Direkten Döndü

28. Artistik Bilardo Dünya Şampiyonası Kastamonu'da düzenlendi. Son şampiyonumuz Hacı Arap Yaman üstüste ikinci kez şampiyon olmak için turnuvadaydı ve finallerin oynandığı güne kadar da çok zorlanmadan geldi. Ta ki karşısına finalde Belçika ekolünden Eric Daelman çıkana kadar. Aslında final maçına iyi de başlamıştı Yaman. İlk iki seti aldıktan sonra baya ümitlenmiştik ama ardarda üç seti alan Daelman yeni dünya şampiyonu oldu.

Yine de Belçika, Fransa, Hollanda gibi ülkelerin yıllar yılı himayesinde kalan bir sporda yavaş yavaş söz sahibi olduğumuzu görmek sevindirici. Çünkü Hacı Arap Yaman yalnız değil, üç bant dünya klasmanında onun kadar iyi Serdar Gümüş ve Barış Cin gibi çok iyi üç bantçılarımız bulunuyor.

3 Ekim 2009 Cumartesi

Karnaval 2016

Olimpiyat komitesi kararını verdi ve 2016 Yaz Olimpiyatları'nda Rio de Janeiro'da olacağız dedi. Rio'nun rakipleri arasında Chicago, Tokyo ve Madrid vardı. Ve gitgide daha da fazlalaşan bir kulis savaşına dönen seçimlerde gülen taraf Brezilyalılar oldu.

Herşeyden önce bir sporsever olarak benim ilk kriterim oyunları canlı izleyebilmek adına düzenlenen şehir ile aradaki saat farkı olmuştur. O yüzden gönlüm Madrid'den yana olsa da Madrid'in kazanmayacağı kesin gibiydi. Çünkü olimpiyat komitesi iki turnuva üstüste aynı kıtadan yapmıyor seçimini. Londra'nın 2012'yi almasından sonra Paris'in 2016 yarışında yeralmamasını bunun ile de açıklayabiliriz.

Sonuçta ilk kez Güney Amerika kıtasında düzenlenecek olimpiyatlar. Brezilya'nın ruhunu yansıtacak nitelikte eğlenceli bir olimpiyat bizleri bekliyor olacak 7 yıl sonra. Dileyelim ekonomisi pek sağlam temellere dayanmayan Brezilya tesisleşme adına bir sorun yaşamaz.

The Battle of the Ages 2

Çağların Savaşı... Nisan 1991'e geldiğimizde 42 yaşındaki George Foreman, o zamanın ağırsiklet boks şampiyonu 28 yaşındaki Evander Holyfield'e meydan okuyordu. Bu yeni şampiyon Holyfield'in kemerini savunacağı ilk maç olacaktı.
Boks camiası aradaki yaş farkına da dikkat çekmek için Çağların Savaşı şeklinde bir başlık atmıştı bu maç hakkında. George Foreman otoriteleri şaşırtarak 12 raundun sonuna kadar dayanmış ve hakem kararıyla maçı kaybetmişti. Ki aynı Foreman 3 sene sonrasında 45ine geldiğinde dünyanın en yaşlı ağır siklet boks şampiyonu olacaktı.

Bu olayın üzerinden 20 seneye yakın bir zaman geçti ve boks dünyasında yeni bir meydan okuma yaşanıyor. Ve 20 sene öncesindeki şampiyon 47sine geldiğinde mevcut şampiyon Vitaly Klitschko'ya karşı dövüşmek istediğini dile getiriyor. Daha henüz geçen sene şampiyonluğun direğinden dönen Holyfield, ki o maçta Valuev'e karşı üstün olmasına rağmen mağlup ilan edilmişti, bu sene ağırsiklet boks şampiyonluğunu almak için daha fazla istekli ve hazır gözüküyor. Ama Klitschko'nun namağlup bir şampiyon olduğunu da unutmamak gerek tabii.

İkinci bir Çağların Savaşı görebilecek miyiz önümüzdeki yılda henüz belli değil ama eğer olur da Holyfield ünvanı geri kazanırsa en yaşlı ağırsiklet boks şampiyonu ünvanını elinden aldığı kişinin de eski rakibi Foreman olması oyunun bir cilvesi heralde.

2 Ekim 2009 Cuma

Beş oldu Hoş oldu

Ersin Düzen voleybol spikeri olsa bu turnuvanın ardından yukarıdaki yorumu yapardı sanırım. İşin şakası bir yana daha ilerisini hepimiz isterdik tabii ki... Ama turnuvaya başlarken "Size 5.liği layık gördük, Rusya ve Sırbistan'ın önünde yeralacaksınız ve de 2011'deki şampiyonaya da doğrudan katılacaksınız" deseler herkes kabul ederdi sanırım.
Turnuvaya başladığımızda teknik ekibimizin söylediği tek olumsuz not çok zorlu bir grupta başlama dezavantajımız olduğuydu. Sanırım haklı da çıktılar çünkü grubumuzda biz Avrupa beşincisi olurken diğer iki takım da yoluna devam ediyor. Playoff grubunda 3'te 3 yapabildik evet ama grubumuzdan gelen İtalya ve Almanya da aynı neticeyi aldılar. Bu neticelerin bizim yarıfinal yolumuzu tıkadığı doğru ama artık herkesin geleceğe daha bir ümitli baktığını düşünüyorum.

Ayrıca yeni nesilin adaptasyonu açısından baya yol katettiğimizi düşünüyorum ki turnuva boyunca takımımızın en iyileri arasında belki de genç Eda ile Naz vardı. Neslihan eskisi kadar top öldüremese de Deniz ile tecrübeli kaptan Esra onu yalnız bırakmadılar. Formunun zirvesinde bir Neslihan ile belki şimdi yarı finaldeydik. Bunun gibi insanın aklına ister istemez keşkeler geliyor birkaç tane daha. Almanya maçını keşke 4. sette koparabilseydik veya 5. sete konsantre olabilseydik mesela o zaman yaptıklarımız hayallerimizi aşmış olurdu. Bu hayıflanmaları bir kenara bırakarak turnuvadaki maçlarımıza bu genç takımın edindiği tecrübeler olarak bakmaktan başka çare yok.

Büyük tabloya baktığımız zaman ise aşılar tutmuş gibi gözüküyor. İlerisi için tek ihtiyacımız kendimize olan güveni arttırmak ve maç içindeki değişikliklere uyum sağlayabilmek. Hepimizi sevindiren ise sanırım bayan voleybolumuzun bir geri dönüşe tam anlamıyla hazır olduğunu görmek oldu son tahlilde. Tüm sultanlara teşekkürler.

1 Ekim 2009 Perşembe

2011'e 2 kala

Kaçan balık büyük olacakmış gibi bir izlenime kapılıyorum nedense Ocak 2011'e adım adım yaklaştıkça. Daha geçen haftalarda basında çıkan haberlerin birinde buz pateni sürat takımımızın seçmelerinin henüz yeni yapıldığını okumuştum. Onu bırakın bir biathlon atletimiz veya bir bobsleigh takımımız var mı orası bile meçhul.

Bu üniversite olimpiyatlarını, kış sporlarında ülkemizin üzerindeki ölü toprağını atabilmesi için bir hedef olarak görmek bir yana paten sürat takımımız daha yeni oluşturuluyor. Belki son 1 yıl kala bunun gibi birkaç seçme daha göreceğiz ve en azından temsil edileceğiz diğer kış sporlarında da fakat herhangi bir madalya hedefimiz olacak mı hiç sanmıyorum. Oysa Çin'in yaptığının bir benzeri yapılamaz mıydı düşünmek gerekiyor. Bu üniversite olimpiyatlarını Erzurum'un düzenleyeceği belli olduğu andan itibaren gençlere bir yatırım yapılsaydı da en azından birkaç tane madalyaya oynayacak sporcumuz olsaydı.

Hiç şüphesiz organizasyon bakımından yetkililerimiz en iyisini düşünüyorlardır ve hatta gerçekleştireceklerdir ama sportif başarı sağlayamadığınız sürece başarılı bir ev sahipliği yaptığınız hiçbir zaman söylenmez.